AZ

UYANIN DA ETRAFINIZA BİR BAKIN DİYORUM! » AzadMedia.az


Ne garip bir şehirde yaşıyoruz değil mi?
Kimi zaman koyu milliyetçilik sandukasının içerisinde gezmekteyken, kimi zamanda da sosyal tarafımızı ön plana çıkarabilmek açısından bir şekilde yeşil bir parka ayarlayıp solculuk havasında ısınmaya çalışıyoruz. Her ne kadar devrimcilik kavramının farkında olmasak bile sosyalist/komünist kelimelerinin soğuk duş aldıran ifadelerinde çoğu zaman ıslanmışlığımız vardır.
Hem de farkında dahi olmadan!
Bari siz farkında mısınız bilmem ama bu oksijenin altından belki de ülkemizin yetiştirmiş olduğu en büyük solculardan birisi çıkmış bulunmaktadır. Kimisine göre Deniz Gezmiş bir idoldür, kimisine göre de asi…
Ama gel/gör ki aynı oksijenin başka bir solungaç noktasında, vatanseverlik ve ülkücülük kavramlarından bahsetmemek; elbette ki acımasızlık olur diye düşünürüz. Gerçek manadaki Türk milliyetçiliğinin aksiyonerlik haline her ne kadar ülkü ve ülkücülük diye adlandırsak ta, hemen hepimiz bu kurumsallaşmış ve İslam ahlakı ile sentezleşmiş durumun Türk Milliyetçiliğinin temel taşlarını oluşturduğunu çok ama çok iyi bilmekteyiz.
Yani bu şehirde birilerinin Deniz Gezmiş gibi idolü varken, başka birilerinin Mustafa Ertaş’ları, Ruhi Kılıçkıran’ları, Mustafa Pehlivanoğlu’ları ve dahi sayısını ve isimlerini buradan sayamadığımız onlarca ve hatta yüzlerce ekolü bulunmaktadır…
Her ne kadar bu fikirlerin oluşturulma aşamalarında ülkemizde solu temsil için birileri 6 ok icat etmişlerse de, vatanseverliğin kalesi konumuna konulabilecek ülkücülük temeline de hemen aynı kavramları taşıyan ve biraz farklılık arz etse de aynı yola çıkan 9 Işık doktrini yerleştirilmiştir. Detaya inildiğinde bu her iki fikrin ana yapısının aynı kulvarda yarıştığını net bir şekilde görebilmemiz mümkündür.
Zaman içerisinde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de var olan ve bizleri de derinden etkileyen ideoloji akımlarının sonucunda, mevcut duruma ulaşıldığı gibi ilerleyen dönemlerde de hüküm verenlerin şahsi menfaatlerinin ön plana çıkarıldığı; fikir savunuculuğunun da yapıldığını görmek, gayet mümkündür.
Tabii ki Erzurum gibi kozmopolit şehirlerde bu durum şahsileştirilme aşamasında ipin ucunun kaçırılarak farklı alanlara kaydırıldığını birçok örneklerinde de görmekteyiz.
Sanki de birkaç denk güreşçinin güreş yaptığı bir alana benzeyen şehrimizde, galip gelenin görülmediği gibi yenilgi tadanlara da, henüz rastlanılmış değildir…
Bunu niye mi yazdım şimdi?
Hem de durup dururken.
Bakınız arkadaşlar!
Siyaset başka bir kavramdır, ideoloji başka bir kavram.
Çok iyi bilinir ki siyasette çıkar çarkı vardır ama ideolojide sadece ve sadece ülkü ve dava inancı vardır.
Siyasete ihanet edildiği zaman, siyasetçi hiçbir şey olmamış gibi başka bir partide başka bir proje adı altında siyasi adımlar devam edebilmekteyken; halkımız da bu durumu alışkanlığından olsa gerek, çok iyi tolere ederken, davaya ihanet edenler Türk/İslam töresinde hiç ama hiç hoş karşılanmamaktadır.
Cezası da tahmin edebilirsiniz ki çok ağırdır…
Tüm bunlar farklı pencerelerdir ve görmekteyiz ki içimizden birileri bu pencerelere pembe pancur ve perde takarak, durumu farklı boyutlara çekmektedir.
Erzurum kadim bir şehir, kadim halkların birlikte yaşadığı ulusun kalesidir. Bu kaleden içeri yüzyıllar boyunca nifak sokamayan birileri, bugün menfaat çıtasını boyayarak temsil hakkı verdiğimiz birilerinin eline tutuşturmuş ve bizlere ihanet senaryosunu izlettirmektedirler.
Ne mi diyorum?
Uyanın da etrafınıza bir bakın neler oluyor?
Seçilən
1
1
azadmedia.az

2Mənbələr